How to turn your dissatisfaction into action | Yvonne Aki-Sawyerr

112,808 views

2020-07-02・ 2914    126


Visit http://TED.com to get our entire library of TED Talks, transcripts, translations, personalized talk recommendations and more. After the devastating rebel invasion of Freetown in 1999 and the Ebola epidemic in 2014, Yvonne Aki-Sawyerr, mayor of the city, refused to be paralyzed by her frustration with the status quo. Instead, she used her anger as a catalyst for action. In this inspiring talk, she shares how she transformed her city by taking the risks necessary to bring about dramatic change -- and shows how you can find power in your dissatisfaction. The TED Talks channel features the best talks and performances from the TED Conference, where the world's leading thinkers and doers give the talk of their lives in 18 minutes (or less). Look for talks on Technology, Entertainment and Design -- plus science, business, global issues, the arts and more. You're welcome to link to or embed these videos, forward them to others and share these ideas with people you know. For more information on using TED for commercial purposes (e.g. employee learning, in a film or online course), submit a Media Request here: http://media-requests.TED.com Follow TED on Twitter: http://twitter.com/TEDTalks Like TED on Facebook: http://facebook.com/TED Subscribe to our channel: http://youtube.com/TED

Instruction

Double-click on the English captions to play the video from there.

Çeviri: Eda Hacısağır Gözden geçirme: Sara Ozturk
00:13
Sometimes,
Bazen içinizde kötü bir his olur.
00:15
you have a negative feeling about things.
00:18
You're not happy about the way things are going.
İşlerin gidişatından memnun değilsinizdir.
00:22
You feel frustrated and dissatisfied,
Kendinizi bıkkın ve hoşnutsuz hissedersiniz
00:25
and so often, we choose to live with it.
ve genellikle bununla beraber yaşamayı tercih ederiz.
00:29
It's a negative that we tell ourselves we have to endure.
Kendimize dayanmamız gerektiğini söylemek kötü bir şeydir.
00:34
And yet, I passionately believe
Durum böyleyken tüm kalbimle inanıyorum ki
00:37
that we all have the ability
memnuniyetsizliğimizin, yenilik doğurmasına müsade ederek
00:39
to turn that negative feeling
00:41
into a positive
olumsuz duyguları olumlu duygulara çevirecek
00:43
by allowing our dissatisfaction
00:46
to give birth to change.
yeteneğe hepimiz sahibiz.
00:49
On January 6, 1999,
6 Ocak 1999'da
00:52
I was working in London
Londra'da çalışıyordum.
00:54
when the news channels began to report
Haberlerde memleketim Freetown, Sierre Leone'daki
00:56
the rebel invasion of my hometown,
01:00
Freetown, Sierra Leone.
bir isyan bildiriliyordu.
01:03
Thousands of people lost their lives,
Binlerce insan hayatını kaybetti,
01:05
and there were bodies littering the streets of Freetown.
Freetown sokaklarını kirleten cesetler vardı.
01:09
My husband's elderly aunt was burned alive,
Kocamın yaşlı teyzesi diri diri yandı.
01:13
and I thought of my own two-year old
Kesilmiş uzuvları olan küçük çocukların
01:16
as I saw images of little children with amputated limbs.
görüntülerini gördüğümde kendi iki yaşındaki çocuğumu düşündüm.
01:21
Colleagues said to me,
İş arkadaşlarım bana
01:22
"How could we help?"
''Nasıl yardımcı olabiliriz?'' dedi.
01:24
I didn't know,
Bilmiyordum,
01:26
so I began to call the telephone numbers that came up on my screen
ekranımda çıkan numaraları aramaya başladım.
01:30
as international aid agencies started to make appeals
Uluslararası yardım kuruluşları bu trajediye istinaden
01:34
to raise money to address the tragedy.
para toplama çağrısı başlatmışlardı.
01:38
The vagueness of those telephone conversations disappointed me.
O telefon konuşmalarının belirsizliği beni hayal kırıklığına uğrattı.
01:43
It felt like the people who were raising the money
Parayı toplayan bu insanlar
01:46
seemed so far removed from the crisis,
yaşanan bu kriz ile hiç ilgili değiller gibi geldi
01:48
and understandably so,
ve anlaşılacağı üzere böyleydi de
01:50
but I wasn't satisfied
ama ben memnun değildim
01:52
and I wasn't convinced
ve nihayetinde yapacakları bu girişimlerin
01:54
that the interventions they would eventually implement
olması gereken seviyede
01:58
would actually have the level of impact that was so clearly needed.
bir etki oluşturacağına ikna olmamıştım.
02:02
There were butterflies in my stomach for days
Günlerdir içim pır pır ediyordu,
02:05
as I continued to watch horrors unfold on television,
televizyondaki korkunç görüntüleri izlemeye devam ediyordum
02:08
and I continuously asked myself,
ve sürekli kendime soruyordum:
02:11
what could I be doing?
Ne yapabilirim?
02:13
What should I be doing?
Ne yapıyor olmam gerek?
02:14
What I wanted to do was to help children affected by the war.
İstediğim şey savaştan etkilenen çocuklara yardım etmekti.
02:18
So that's what we did.
Biz de tam olarak bunu yaptık.
02:21
Myself, my sister and some friends
Ben, kız kardeşim ve birkaç arkadaşımız
02:24
started the Sierra Leone War Trust For Children, SLWT.
Sierre Leone Çocukları için Savaş Vakfı SLWT'yi kurduk.
02:28
We decided to focus on the thousands of displaced people
Savaştan kaçarak yerlerinden olan binlerce kişiye
02:32
that fled the fighting
odaklanmaya karar verdik.
02:33
and were now living in really poor, difficult conditions
Şu an çok zor şartlar altında Freetown kamplarında
02:37
in camps in Freetown.
yaşamlarını sürdürüyorlar.
02:39
Our work started with the Ross Road Camp
Çalışmamız doğu ucundaki
02:42
at the east end of the city.
Ross Road Kampı ile başladı.
02:44
Working with a local health organization,
Yerel sağlık kuruluşları ile çalışarak
02:47
we identified about 130 of the most vulnerable single mothers
Beş yaşından küçük çocuklu
yaklaşık 130 korumasız anne belirledik,
02:52
with children under the age of five,
02:55
supporting them by providing business skills,
ticari beceri eğitimleri, mikro krediler
03:00
microcredit,
ve bizden ne istedilerse vererek
03:02
whatever they asked us.
onları destekledik.
03:04
Working in those difficult conditions,
O zor şartlarda çalışmak,
03:07
just getting the basics right, was no small task,
sadece temeli doğru atmak hiç de küçük bir görev değildi
03:11
but our collective sense of dissatisfaction
ancak bu kabul edilemez mevcut durum içinde
03:14
at an unacceptable status quo
müşterek memnuniyetsizlik hissimiz
03:17
kept us focused on getting things done.
bizleri bunları yapmaya yoğunlaştırdı.
03:20
Some of those women went on to open small businesses,
Bu kadınlardan bazıları küçük şirketler açtı,
03:24
repaid their loans
borçlarını ödediler,
03:26
and allowed other mothers and their children
diğer anne ve çocuklarının da kendilerine sunulan
03:28
to have the same opportunity they did.
aynı fırsata sahip olmasına izin verdiler.
03:31
And we, we kept on going.
Biz ise devam ettik.
03:34
In 2004, we opened an agricultural training center
2004'te eski çocuk askerler için
03:38
for ex-child soldiers,
tarım eğitim merkezi açtık,
03:40
and when the war was behind us,
savaş geride kaldığında ise
03:42
we started a scholarship program for disadvantaged girls
aksi durumda okula devam edemeyecek dezavantajlı durumdaki kızlar için
03:46
who would otherwise not be able to continue in school.
bir burs programı başlattık.
03:50
Today, Stella, one of those girls,
Bugün, Stella, kendisi o kızlardan biri,
03:54
is about to qualify as a medical doctor.
tıbbi doktor olmak üzere.
03:56
It's amazing what a dose of dissatisfaction can birth.
Küçük bir miktar memnuniyetsizliğin nelere gebe olabileceği gerçekten harika.
04:01
(Applause)
(Alkış)
04:03
Ten years later, in 2014,
On yıl sonra 2014 yılında
04:06
Sierra Leone was struck by Ebola.
Sierra Leona'yı Ebola vurdu.
04:08
I was working in Freetown at the time on a hotel construction project on May 25
Ben, o zaman ilk vaka ilan edildiğinde 25 Mayıs tarihinde Freetown'da
04:15
when the first cases were announced,
bir otel inşa projesinde çalışıyordum
04:17
but I was back in London on July 30
ancak olağanüstü hal ilan edildiğinde
04:20
when the state of emergency was announced,
30 Temmuz'da Londra'ya dönmüştüm.
04:24
the same day that many airlines stopped their flights to Sierra Leone.
Aynı gün birçok hava yolu Sierra Leone'ya uçuşlarını durdurmuştu.
04:30
I remember crying for hours,
Saatlerce ağladığımı hatırlıyorum,
04:32
asking God, why this? Why us?
Tanrı'ya soruyordum, neden böyle oldu? Neden biz?
04:37
But beyond the tears,
Ama gözyaşlarımın ötesinde
04:39
I began to feel again
yeniden derinden bir memnuniyetsizlik hissi duymaya başladım.
04:42
that profound sense of dissatisfaction.
04:45
So when, six months after those first cases had been confirmed,
Onaylanan ilk vakalardan altı ay sonra
04:49
the disease was still spreading rapidly in Sierra Leone
hastalık hala Sierra Leone'de hızlı bir şekilde yayılmaya devam ediyordu,
04:52
and the number of people infected and dying continued to rise,
hastalık bulaşan ve ölen insan sayısı artmaya devam etti.
04:57
my level of frustration and anger
Öfke ve sinir seviyem öyle yükseldi ki
04:59
got so much that I knew I could not stay
Sierra Leone dışında kalarak
05:03
and watch the crisis from outside Sierra Leone.
bu krizi izleyemeyeceğimi anladım.
05:07
So, in mid-November,
Bu sebepten kasım ayının ortalarında
05:09
I said goodbye to my much loved
çok sevdiğim ve çok anlayışlı
05:12
and very understanding husband and children,
eşim ve çocuklarıma veda edip
05:15
and boarded a rather empty plane
Freetown'a gitmek üzere
05:18
to Freetown.
boş bir uçağa atladım.
05:19
Freetown was now the epicenter of the outbreak.
Freetown salgının merkez üssü idi o zaman.
05:23
There were hundreds of new cases every week.
Her hafta yüzlerce yeni vaka vardı.
05:26
I spoke to many medical experts,
Birçok tıbbi uzman ile görüştüm,
05:29
epidemiologists
epidemiyoloji uzmanları ile
05:30
and ordinary people every day.
ve her gün halk ile görüştüm.
05:33
Everyone was really scared.
Herkes gerçekten çok korkmuştu.
05:35
"We won't succeed until we're talking to people under the mango tree."
"Mango ağacının altında insanlar ile konuşana dek başaramayacağız"
05:41
So said Dr. Yoti,
diyordu Dr. Yoti.
05:43
a Ugandan doctor who worked for WHO
DSÖ için çalışmış ve öncesinde
05:46
and who had been involved in pretty much every Ebola outbreak
Afrika'da ortaya çıkan hemen her ebola salgınında görev almış
05:49
in Africa previously.
Ugandalı bir doktor kendisi.
05:51
He was right,
Haklıydı ve bunu başarmak için henüz bir planı yoktu.
05:52
and yet there was no plan to make that happen.
05:57
So during a weekend in early December,
Aralığın başlarında bir hafta sonu
06:00
I developed a plan that became known as the Western Area Surge plan.
Batı Bölge Akın planı olarak bilinen bir plan geliştirdim.
06:05
We needed to talk with people,
İnsanlara değil onlarla
06:08
not at people.
birebir konuşmamız gerekliydi.
06:10
We needed to work with the community influencers
Toplumda etki sahibi olan kişilerle çalışmamız şarttı
06:14
so people believed our message.
böylelikle insanlar mesajımıza inandı.
06:16
We needed to be talking under the mango tree,
Hoparlörler ile değil de mango ağacının altında
06:19
not through loudspeakers.
konuşmamız gerekiyordu.
06:20
And we needed more beds.
Daha çok yatağa ihtiyacımız vardı.
06:22
The National Ebola Response Center, NERC,
NERC, Uluslararası Nebola Müdahale Merkezi
06:25
built on and implemented that plan,
bu planı uygulamak üzere kuruldu.
06:28
and by the third week of January,
Ocağın üçüncü haftasında
06:30
the number of cases had fallen dramatically.
vaka sayıları önemli oranda azaldı.
06:33
I was asked to serve
Benden merkezin yeni planlama müdürü olmam istendi.
06:35
as a new Director of Planning for NERC,
06:38
which took me right across the country,
bu da beni ülkeyi baştan başa gezdirdi.
06:40
trying to stay ahead of the outbreak
Hem salgından önde olmaya çalışıyor
06:43
but also following it
hem de varoşlar dahil
06:44
to remote villages in the provinces
şehirdeki uzak kasabalara kadar
06:46
as well as to urban slum communities.
salgının peşinden gidiyordum.
06:50
On one occasion, I got out of my car
Bir keresinde yolda düşüp kalmış
06:53
to call for help for a man who had collapsed on the road.
bir adama yardım etmek için arabadan indim.
06:57
I accidentally stepped in liquid
Adamın yattığı yoldan akıp gelen
07:00
that was coming down the road from where he lay.
bir sıvıya bastım kazara.
07:03
I rushed to my parents' house,
Hemen ailemin yaşadığı eve koştum,
07:04
washed my feet in chlorine.
klor ile ayaklarımı yıkadım.
07:07
I'll never forget waiting for that man's test results
O adamın test sonuçlarını bekleyişimi asla unutmayacağım,
07:11
as I constantly checked my temperature then and throughout the outbreak.
bir yandan salgın sırasında ve sonrasında sürekli ateşimi kontrol ediyordum.
07:17
The Ebola fight was probably the most challenging
Ebola mücadelesi muhtemelen hayatımın en zorlayıcı
07:22
but rewarding experience of my life,
ama getirisi en yüksek tecrübesiydi
07:25
and I'm really grateful
ve duyduğum memnuniyetsizliğin
07:27
for the dissatisfaction
bana hizmet edebilmem için
07:28
that opened up the space
oluşturduğu bu imkandan dolayı
07:30
for me to serve.
gerçekten müteşekkirim.
07:32
Dissatisfaction can be a constant presence in the background,
Bu hissiyat arka planda sürekli varlığını devam ettirebilir
07:37
or it can be sudden,
veya aniden olaylar tarafından tetiklenebilir.
07:38
triggered by events.
07:41
Sometimes it's both.
Bazen ikisi birden olur.
07:44
With my hometown, that's the way it was.
Memleketim ile ilgili durumda bu şekilde oldu.
07:48
For years, our city had changed,
Yıllar boyunca şehrimiz değişti
07:52
and it had caused me great pain.
ve bana büyük acılar yaşattı.
07:55
I remember a childhood
Babamın eğitmenlik yaptığı
07:57
growing up climbing trees,
üniversite kampüsünde ağaçlara tırmanıp
08:00
picking mangoes and plums
mango ve erikleri toplayarak büyüdüğüm çocukluğumu hatırlıyorum.
08:03
on the university campus where my father was a lecturer.
08:07
Went fishing in the streams deep in the botanical gardens.
Botanik bahçelerde derin akıntılarda balık tutmaya giderdik.
08:12
The hillsides around Freetown were covered with lush green vegetation,
Freetown etrafındaki yamaçlar gür yeşil bitki örtüsüyle kaplıydı,
08:18
and the beaches were clean and pristine.
sahilleri ise temiz ve el değmemişti.
08:20
The doubling of the population of Freetown in the years that followed the civil war,
Sivil savaşı izleyen yıllarda Freetown nüfusunun ikiye katlanması,
08:25
and the lack of planning and building control
plansızlık ve kontrolsüz yapılaşma
08:28
resulted in massive deforestation.
büyük çaplı orman tahribiyle sonuçlandı.
08:32
The trees, the natural beauty, were destroyed as space was made
Ağaçlar, o doğal güzellikler ateş için odunların kesilmesi,
08:36
for new communities, formal or informal,
yeni alanların inşası için yer açılması
08:39
and for the cutting down of firewood.
sebebiyle tahrip edildi.
08:42
I was deeply troubled and dissatisfied.
Oldukça üzgün ve memnuniyetsizdim.
08:46
It wasn't just the destruction of the trees and the hillsides
Canımı sıkan sadece ağaçların ve yamaçların tahribatı değildi.
08:49
that bothered me.
08:51
It was also the impact of people,
Aynı zamanda insanların etkisiydi,
08:54
as infrastructure failed to keep up with the growth of the population:
altyapı nüfus artışına ayak uyduramadığı için
08:59
no sanitation systems to speak of,
sağlık hizmetlerinin olmayışı bir yana
09:02
a dirty city with typhoid, malaria and dysentery.
tifo, maleri ve dizanterinin olduğu kirli bir şehir vardı.
09:07
I didn't know the statistics at the time,
O zamanın istatiklerini bilmiyordum
09:09
but it turned out that by 2017,
ancak 2017'de ortaya çıktı ki
09:12
only six percent of liquid waste and 21 percent of solid waste
sadece %6 sıvı atık ve %21 katı atık toplanmış.
09:18
was being collected.
09:19
The rest was right there with us,
Geride kalanlar buralarda bizimleydi,
09:21
in backyards, in fields, rivers
arka bahçede, alanlarda, göllerde
09:25
and deposited in the sea.
ve denizlerde birikmiş haldeydi.
09:28
The steps to address that deep sense of anger and frustration I felt
Hissettiğim yoğun kızgınlık ve yılgınlığın üzerine gidişimdeki aşamalar
09:33
didn't unfold magically or clearly.
büyülü ya da net bir şekilde belirmedi.
09:36
That's not how the power of dissatisfaction works.
Memnuniyetsizliğin gücü bu şekilde çalışmıyor.
09:40
It works when you know that things can be done better,
İşlerin daha iyi yapılabileceğini bildiğin zaman çalışıyor,
09:44
and it works when you decide to take the risks to bring about that change.
o değişikliği yaratmak için risk almaya karar verdiğin zaman çalışıyor.
09:49
And so it was that in 2017
2017 yılında
09:52
I ended up running for mayor,
belediye başkanlığına adaylığımı koydum
09:54
because I knew things could be better.
çünkü işlerin daha iyi olabileceğini biliyordum.
09:57
It seemed the people agreed with me, because I won the election.
İnsanlar da benimle aynı fikirdeydi sanırım çünkü seçimi kazandım.
10:01
(Applause)
(Alkış)
10:04
Today, we are implementing an ambitious plan
Bugün şehrimizi dönüştürmek için
10:08
to transform our city,
iddialı bir plan uyguluyoruz,
10:11
and when I say we,
beni gerçekten heyecanlandıran şey ise
10:14
what gets me really excited
biz derken tüm Freetown halkını kastediyor olmam
10:16
is that I mean the whole Freetown community,
10:19
whether it's being part of competitions like rewarding the neighborhood
Genel temizlikte en çok ilerleme kaydeden
10:25
that makes the most improvement in overall cleanliness,
mahalleleri ödüllendirdiğimiz yarışmalar
10:29
or whether it's our programs
veya uygulamalarımız aracılığıyla
10:31
that are leading and joining people and waste collectors
halkı ve atık toplayıcıları bir araya getiren
10:35
through our apps.
programlarımız buna dahil.
10:39
In Freetown today,
Bugün Freetown çok daha temiz bir şehir
10:41
it's a much cleaner city,
10:44
and those trees that we're so well known for,
ve o çok tanındığımız ağaçlarımıza gelince
10:47
we planted 23,000 of them last rainy season.
geçenki yağmur mevsiminde onlardan 23.000 adet diktik.
(Alkış)
10:51
(Applause)
2020 yılında ise "Ağaç Şehri Freetown" kampanyamızın
10:52
And in 2020,
10:53
we plan to plant a million trees as part of our "Freetown the Tree Town" campaign.
parçası olarak bir milyon ağaç dikmeyi planlıyoruz.
11:00
(Applause)
(Alkış)
11:03
Sometimes, sometimes we have a negative feeling about things.
Bazen olaylar hakkında olumsuz hisler duyarız.
11:08
We're not happy about the way things are going.
İşlerin gidişatı konusunda mutlu değilizdir.
11:12
We feel dissatisfied,
Memnuniyetsiz hissederiz,
11:14
and we feel frustrated.
yılgınlık duyarız.
11:16
We can change that negative into a positive.
O olumsuz duyguları olumluya çevirebiliriz.
İşlerin daha iyi olabileceğine inanırsanız
11:22
If you believe that things can be better,
11:26
then you have the option to do something rather than to do nothing.
o zaman hiçbir şey yapmak yerine bir şey yapma seçeneğiniz olur.
11:31
The scale and circumstances of our situations will differ,
Vaziyetlerimizin boyutu ve şartları farklı olacak
11:36
but for each of us,
ama her birimiz için
11:38
we all have one thing in common.
bir şey ortak olacak.
11:42
We can take risks to make a difference,
Farklılık yaratmak için riskler alabiliriz.
11:45
and I will close in saying,
Şunu söyleyerek bitireceğim:
11:48
step out,
Çizgilerin dışına çıkın,
11:49
take a risk.
risk alın.
11:50
If we can unite behind the power of dissatisfaction,
Eğer memnuniyetsizlik hissinin gücünün ardında birleşebilirsek
11:54
the world will be a better place.
dünya daha iyi bir yer olacak.
11:56
Thank you.
Teşekkürler.
11:57
(Applause)
(Alkış)
About this site

This site was created for the purpose of learning English through video.

Each video can be played with simultaneous captions in English and your native language.

Double-click on the English captions will play the video from there.

If you have any comments or suggestions, please contact us using this contact form.