The gender-fluid history of the Philippines | France Villarta

89,566 views

2020-04-03・ 4814    553


Visit http://TED.com to get our entire library of TED Talks, transcripts, translations, personalized talk recommendations and more. In much of the world, gender is viewed as binary: man or woman, each assigned characteristics and traits designated by biological sex. But that's not the case everywhere, says France Villarta. In a talk that's part cultural love letter, part history lesson, he details the legacy of gender fluidity and inclusivity in his native Philippines -- and emphasizes the universal beauty of all people, regardless of society's labels. The TED Talks channel features the best talks and performances from the TED Conference, where the world's leading thinkers and doers give the talk of their lives in 18 minutes (or less). Look for talks on Technology, Entertainment and Design -- plus science, business, global issues, the arts and more. You're welcome to link to or embed these videos, forward them to others and share these ideas with people you know. For more information on using TED for commercial purposes (e.g. employee learning, in a film or online course), submit a Media Request here: http://media-requests.TED.com Follow TED on Twitter: http://twitter.com/TEDTalks Like TED on Facebook: http://facebook.com/TED Subscribe to our channel: http://youtube.com/TED

Instruction

Double-click on the English captions to play the video from there.

Çeviri: Yusuf Kerem Sağlam Gözden geçirme: Esra Çakmak
00:13
I was an eight-year-old kid in the mid-1990s.
1990'ların ortasında sekiz yaşında bir çocuktum.
00:15
I grew up in southern Philippines.
Filipinler'in güneyinde büyüdüm.
00:18
At that age, you're young enough to be oblivious
O yaşlarda, toplumun bizden beklentilerini anlamayacak kadar küçük
00:20
about what society expects from each of us
00:22
but old enough to be aware of what's going on around you.
fakat etrafta neler olduğunu anlayacak kadar büyüktük.
00:26
We lived in a one-bedroom house,
Beş kişilik bir aile olarak
00:28
all five of us.
tek yatak odalı bir evde yaşadık.
00:29
Our house was amongst clusters of houses
Evimiz, çoğunlukla odun
00:32
made mostly of wood and corrugated metal sheets.
ve oluklu metal saclardan yapılmış site evlerin içindeydi.
00:36
These houses were built very close to each other
Bu evler asfaltsız yollar boyunca
00:39
along unpaved roads.
birbirlerine çok yakın inşa edilmişti.
00:41
There was little to no expectation of privacy.
Mahremiyetle alakalı en ufak bir beklenti yoktu.
00:44
Whenever an argument broke out next door,
Yan komşuda ne zaman bir tartışma çıksa
00:47
you heard it all.
her şeyi duyuyordunuz.
00:49
Or, if there was a little ... something something going on --
Ya da birazcık işi pişirseler bile duyuyordunuz.
00:53
(Laughter)
(Kahkaha)
00:55
you would probably hear that, too.
Bunu muhtemelen siz de duyardınız.
00:58
(Laughter)
(Kahkaha)
00:59
Like any other kid, I learned what a family looked like.
Her çocuk gibi, bir ailenin neye benzediğini öğrendim.
01:03
It was a man, a woman, plus a child or children.
Bir adam, kadın, çocuk ya da çocuklar.
01:07
But I also learned it wasn't always that way.
Fakat bunun her zaman böyle olmadığını da öğrendim.
01:09
There were other combinations that worked just as well.
Aynı şekilde çalışan başka kombinasyonlar da var.
01:12
There was this family of three who lived down the street.
Sokağın aşağısında yaşayan üç kişilik bir aile vardı.
01:15
The lady of the house was called Lenie.
Evin hanımının adı Lenie'ydi.
01:18
Lenie had long black hair, often in a ponytail,
Lenie'nin genellikle at kuyruğu yaptığı uzun siyah saçları
01:21
and manicured nails.
ve manikür yapılmış tırnakları vardı.
01:23
She always went out with a little makeup on
Dışarı her seferinde hafif makyaj
01:25
and her signature red lipstick.
ve imzası niteliğindeki kırmızı rujuyla çıkardı.
01:28
Lenie's other half, I don't remember much about him
Lenie'nin eşi hakkında pek bir şey hatırlamasam da
01:30
except that he had a thing for white sleeveless shirts
beyaz kolsuz tişörtler giydiğini
01:33
and gold chains around his neck.
ve altın zincir taktığını hatırlıyorum.
01:36
Their daughter was a couple years younger than me.
Kızları benden birkaç yaş küçüktü.
01:39
Now, everybody in the village knew Lenie.
Köydeki herkes Lenie'yi tanırdı.
01:42
She owned and ran what was the most popular beauty salon
Kasabanın bizim tarafındaki
en popüler güzellik salonunun sahibi ve işletmecisiydi.
01:45
in our side of town.
01:46
Every time their family would walk down the roads,
Ne zaman ailesi yoldan geçse
01:49
they would always be greeted with smiles
her zaman gülümsemelerle selamlanırlardı
01:51
and occasionally stopped for a little chitchat.
ve bazen, ayaküstü sohbetler için dururlardı.
01:56
Now, the interesting thing about Lenie
Lenie'yle ilgili enteresan olan,
01:58
is that she also happened to be a transgender woman.
ayrıca transeksüel bir kadın olmasıydı.
02:03
She exemplified one of the Philippines' long-standing stories
Filipinler'in cinsiyet çeşitliliğiyle alakalı
köklü hikâyelerinden birine örnek oldu.
02:07
about gender diversity.
02:10
Lenie was proof that oftentimes we think of something as strange
Lenie, sırf aşina olmadığımız için
02:16
only because we're not familiar with it,
veya anlamak için vakit ayırmamamızdan kaynaklı
02:18
or we haven't taken enough time to try and understand.
çoğunlukla bize yabancı gelen şeylerin kanıtıydı.
02:23
In most cultures around the world,
Dünyadaki çoğu kültürde,
02:26
gender is this man-woman dichotomy.
cinsiyet erkek-kadın ayrımıdır.
02:29
It's this immovable, nonnegotiable, distinct classes of individuals.
Bu sarsılmaz, tartışılmaz şekilde bireylerin sınıf ayrımıdır.
02:35
We assign characteristics and expectations
Birinin biyolojik cinsiyeti belirlendiğinde
02:38
the moment a person's biological sex is determined.
onun karakterine ve beklentilerimize karar veriyoruz.
02:42
But not all cultures are like that.
Fakat bütün kültürler öyle değil.
02:45
Not all cultures are as rigid.
Bütün kültürler böyle sabit değil.
02:47
Many cultures don't look at genitalia primarily
Birçok kültür cinsiyet farkını oluşturmak için
02:50
as basis for gender construction,
ilk olarak genital bölgeye bakmıyor.
02:52
and some communities in North America, Africa, the Indian subcontinent
Kuzey Amerika, Afrika, Hint Yarımadası
02:58
and the Pacific Islands, including the Philippines,
ve Filipinler de dahil Pasifik Adaları'nda
03:01
have a long history of cultural permissiveness
bazı cemiyetlerin kültürel serbestlik
ve cinsiyet çeşitliliğiyle alakalı uzun hikâyeleri var.
03:05
and accommodation of gender variances.
03:08
As you may know,
Belki bilirsiniz,
03:09
the people of the Philippines were under Spanish rule for over 300 years.
Filipin halkı 300 yıldan uzun bir süre İspanyol hükmü altındaydı.
03:14
That's from 1565 to 1898.
1565 yılından 1898 yılına kadar.
03:17
This explains why everyday Filipino conversations
Bu, günlük hayattaki Filipince sohbetlerin
03:20
are peppered with Spanish words
neden İspanyolca kelimelerle harmanlandığının
03:22
and why so many of our last names, including mine, sound very Spanish.
ve benimki de dahil, soyadlarımızın kulağa İspanyolca gelmesinin sebebi.
03:28
This also explains the firmly entrenched influence of Catholicism.
Bu ayrıca Katolikliğin oldukça değişmez etkisini de açıklıyor.
03:34
But precolonial Philippine societies,
Sömürgecilik öncesi dönemde,
03:36
they were mostly animists.
Filipin halkları çoğunlukla animistikti.
03:39
They believed all things had a distinct spiritual essence:
Onlar her şeyde belirgin ruhsal esasının olduğuna inanıyordu;
bitkiler, hayvanlar,
03:45
plants, animals, rocks, rivers, places.
taşlar, nehirler, mekânlar.
03:50
Power resided in the spirit.
Güç, ruhta ikamet ediyordu.
03:53
Whoever was able to harness that spiritual power was highly revered.
Her kim o ruhsal güce bir koşum takabilirse çok saygı görürdü.
03:59
Now, scholars who have studied the Spanish colonial archives
Şimdi, İspanyol sömürgecilik arşivlerinde çalışmalar yapan bilim insanları,
04:02
also tell us that these early societies were largely egalitarian.
bu eski toplulukların ayrıca eşitlik taraftarı olduğunu ortaya çıkardı.
04:08
Men did not necessarily have an advantage over women.
Erkeklerin kadınlardan fazla avantajı yoktu.
04:12
Wives were treated as companions, not slaves.
Kadın eşlere bir köle gibi değil, dost gibi davranılırdı.
04:15
And family contracts were not done without their presence and approval.
Aile mukaveleleri onların varlığı ve onayı olmadan yapılmazdı.
04:20
In some ways, women had the upper hand.
Bazı kısımlarda kadınlar daha üstündü.
04:23
A woman could divorce her husband and own property under her own name,
Bir kadın boşanabilirdi
ve boşandıktan sonra bile elinde tutabileceği
04:28
which she kept even after marriage.
kendi toprağının sahibi olabilirdi.
04:30
She had the prerogative to have a baby or not
Bir bebek sahibi olma ya da olmama imtiyazına sahipti
04:33
and then decide the baby's name.
ve bebeğin adına karar verebilirdi.
04:36
But the real key to the power of the precolonial Filipino woman
Fakat sömürgecilik öncesi Filipin kadınlarının asıl gücü,
04:41
was in her role as "babaylan,"
farklı etnik gruplardan şamanlar için kullanılan ortak bir terim olan
04:45
a collective term for shamans of various ethnic groups.
''babaylan'' rolünden gelmekteydi.
04:49
They were the community healers,
Bitkilerde ve ilahi irfanda uzmanlaşmış
04:52
specialists in herbal and divine lore.
toplum şifacılarıydılar.
04:56
They delivered babies
Bebek doğurtuyorlar
04:57
and communicated with the spirit world.
ve ruh âlemiyle iletişim kuruyorlardı.
05:00
They performed exorcisms
Şeytan çıkarma yapıyorlardı
05:03
and occasionally, and in defense of their community,
ve sıklıkla toplumu korumak adına
05:07
they kicked some ass.
kıç tekmeliyorlardı.
05:09
(Laughter)
(Kahkaha)
05:11
And while the babaylan was a female role,
Babaylan bir kadın rolü olmasına rağmen,
05:14
there were also, in fact, male practitioners in the spiritual realm.
ayrıca ruhsal âlemde pratik yapan erkekler de vardı.
05:18
Reports from early Spanish chroniclers contain several references
Eski İspanyol kolonisinden raporlarda erkek şamanların,
05:23
to male shamans who did not conform to normative Western masculine standards.
normal Batı erkeklerinin standartlarına uymadığını gösteren referanslar var.
05:29
They cross-dressed
Çapraz giyinimli
05:30
and appeared effeminate
ve kadınsı görünüyorlardı
ya da cinsiyet anlamında belirsizdiler.
05:33
or sexually ambiguous.
05:35
A Jesuit missionary named Francisco Alcina
Francisco Alcina adındaki cizvit misyonerin dediğine göre,
05:37
said that one man he believed to be a shaman
şaman olduğunu düşündüğü bir adam,
05:40
was "so effeminate
''O kadar kadınsıydı ki
05:42
that in every way he was more a woman than a man.
varlığı her açıdan bir erkekten çok, bir kadındı.
05:47
All the things the women did
Kadınların yaptığı her şeyi;
05:49
he performed,
battaniye dokumak,
05:51
such as weaving blankets,
kıyafetleri dikmek ve çömlek yapmak gibi
05:53
sewing clothes and making pots.
her şeyi o da yapıyordu.
05:57
He danced also like they did,
Ayrıca kadın gibi dans ediyordu,
06:00
never like a man,
hiçbir zaman dansları farklı olan
06:02
whose dance is different.
erkekler gibi değildi.
06:04
In all, he appeared more a woman than a man."
Genel olarak erkekten çok kadına benziyordu.''
06:10
Well, any other juicy details in the colonial archives?
Peki, sömürgecilik arşivlerinde başka ilginç detay var mı?
06:16
Thought you'd never ask.
Hiç sormayacaksınız sandım.
06:17
(Laughter)
(Kahkaha)
06:19
As you may have deduced by now,
Şu ana kadar çıkarabildiğiniz kadarıyla,
06:21
the manner in which these precolonial societies conducted themselves
bu sömürgecilik öncesi toplumlarda
kendini idare etme olayı pek iyi gitmedi.
06:25
didn't go over so well.
06:27
All the free-loving, gender-variant-permitting,
Bütün bu özgür, sevgi dolu, cinsiyet çeşitliliği oluru,
06:30
gender equality wokeness
cinsiyet eşitliği aydınlığı
06:32
clashed viciously with the European sensibilities at the time,
zamanla Avrupalıların duyarlılığıyla çarpıştı
06:36
so much so that the Spanish missionaries spent the next 300 years
ve İspanyol misyonerler gelecek 300 yılı
iki cinsiyet ayrımı modellerini empoze etmeye çalıştılar.
06:41
trying to enforce their two-sex, two-gender model.
06:44
Many Spanish friars also thought that the cross-dressing babaylan
Ayrıca birçok İspanyol keşişi,
çapraz giyimli babaylanların
06:49
were either celibates like themselves
ya kendileri gibi dini nedenlerle evlenmediğini
ya da yetersiz veya kusurlu üreme organlarına sahip olduklarını düşündüler.
06:53
or had deficient or malformed genitals.
06:56
But this was pure speculation.
Fakat bu tamamen tahminden ibaretti.
06:58
Documents compiled between 1679 and 1685, called "The Bolinao Manuscript,"
1679 ve 1685 yılında derlenen "Bolinao El Yazması" adındaki dosyalarda
07:04
mentions male shamans marrying women.
erkek şamanların kadınlarla evlendiğinden bahsediyor.
07:08
The Boxer Codex, circa 1590,
Tahminen 1590 yıllarında Boksor Kodeksi,
07:11
provide clues on the nature of the male babaylan sexuality.
bize doğal erkek babaylan cinsellik eğilimiyle alakalı ipuçları sağlıyor.
07:16
It says, "Ordinarily they dress as women,
''Normalde kadın gibi giyinirler,
07:21
act like prudes
aşırı iffetli davranırlar
07:23
and are so effeminate
ve o kadar kadınsılardı ki
07:25
that one who does not know them would believe they are women.
erkek olduğunu bilmeyene kadın olduğunu inandırabilirdiniz.
07:29
Almost all are impotent for the reproductive act,
Neredeyse hepsi üreme konusunda iktidarsızdı
07:33
and thus they marry other males and sleep with them as man and wife
ve nitekim başka erkeklerle evlenip karı koca olarak birlikte yattılar
07:39
and have carnal knowledge."
ve bedensel bilgiye sahiptiler.''
07:42
Carnal knowledge, of course, meaning sex.
Bedensel bilgi, tabii ki seks anlamında.
07:47
Now, there's an ongoing debate in contemporary society
Şimdilerde çağdaş toplumlarda,
07:50
about what constitutes gender and how it should be defined.
cinsiyet nedir ve nasıl tanımlanmalı şeklinde
süregelen bir tartışma var.
07:53
My country is no exception.
Benim ülkem de istisna değil.
07:55
Some countries like Australia, New Zealand, Pakistan, Nepal and Canada
Avustralya, Yeni Zelanda, Pakistan,
Nepal ve Kanada gibi bazı ülkeler
08:00
have begun introducing nonbinary options in their legal documents,
resmi evraklarda cinsiyet ayrımı olmayan seçenekleri sunmaya başladılar.
08:04
such as their passports and their permanent resident cards.
Bu evraklar pasaport ve kimlik kartı gibi şeyler.
08:08
In all these discussions about gender,
Bütün bu cinsiyetle alakalı tartışmalarda,
08:10
I think it's important to keep in mind
bence kadın ve erkek cinsiyetiyle alakalı hakim kavramların
08:12
that the prevailing notions of man and woman as static genders
katıca biyolojik cinsiyetimize bağlı
08:16
anchored strictly on biological sex
sosyal yapılar olduğunu
08:19
are social constructs.
aklımızda bulundurmakta fayda var.
08:22
In my people's case, this social construct is an imposition.
Halkım için bu sosyal yapı dayatmadan geliyor.
08:28
It was hammered into their heads over hundreds of years
Yüzyıllarca onların düşünce şekillerinin
yanlış olduğuna inandırılana kadar
08:33
until they were convinced that their way of thinking was erroneous.
kafalarına sokuldu.
08:38
But the good thing about social constructs
Sosyal düzenle alakalı iyi olan şey,
08:42
is they can be reconstructed
zamana ve çağa uymak ayak uydurmak için
08:44
to fit a time and age.
yeniden inşa edilebilir oluşu.
08:47
They can be reconstructed
Toplumların daha çeşitli olmasına cevap verebilecek şekilde
08:49
to respond to communities that are becoming more diverse.
yeniden inşa edilebilir.
08:53
And they can be reconstructed
Birbirimizin farklarından öğrenip
08:55
for a world that's starting to realize
onlar için çalışabileceğimizi fark etmeye başlayan bir dünya
08:58
we have so much to gain from learning and working through our differences.
yeniden inşa edilebilir.
09:04
When I think about this subject,
Bu konu hakkında düşündüğümde
09:06
I think about the Filipino people
Filipin halkını, cinsiyet eşitliği
09:08
and an almost forgotten but important legacy
ve kapsayıcılığıyla alakalı unutulmak üzere olan
09:12
of gender equality and inclusivity.
çok önemli bir mirası düşünüyorum.
09:15
I think about lovers who were some of the gentlest souls I had known
Bildiğim en nazik ruhlara sahip olup da
aşklarını tam olarak açamayanları düşünüyorum.
09:21
but could not be fully open.
09:23
I think about people who have made an impact in my life,
Bana karakterdeki dürüstlüğün, nazikliğin ve gücün
09:28
who showed me that integrity, kindness and strength of character
yargıdan daha önemli ölçüleri olduğunu;
09:32
are far better measures of judgment,
insanların ten rengi, yaşı ya da cinsiyeti gibi
09:35
far better than things that are beyond a person's control
kontrol sahibi olmadıkları şeylerden daha önemli ölçüler olduğunu gösterip
09:38
such as their skin color, their age
hayatımda etki sahibi olanları düşünüyorum.
09:42
or their gender.
09:44
As I stand here today, on the shoulders of people like Lenie,
Lenie gibi insanların arkasında olup burada dururken
09:49
I feel incredibly grateful for all who have come before me,
benden önce yaşamış olup hayatlarını kendi istediği gibi yaşamış
09:54
the ones courageous enough to put themselves out there,
ve kendilerini ortaya koyup
bugün kendi hayatlarını istediği gibi yaşayabilen insanlara kolaylık oluşturmuş
09:59
who lived a life that was theirs
insanlara inanılmaz minnettarım.
10:02
and in the process, made it a little easier for us to live our lives now.
10:07
Because being yourself is revolutionary.
Çünkü kendiniz olmak devrimseldir.
10:12
And to anyone reeling from forces trying to knock you down
Pes ettirmek amacıyla herhangi birini çile çektirerek
10:16
and cram you into these neat little boxes people have decided for you:
bu muntazam kutulara sizi tıkan insanlar sizin yerinize karar verdi:
Pes etmeyin.
10:22
don't break.
10:24
I see you.
Sizi görüyorum.
10:26
My ancestors see you.
Atalarım sizi görüyor.
10:28
Their blood runs through me as they run through so many of us.
Onların kanı, bir çoğumuzda gezdiği gibi bende de geziyor.
10:33
You are valid, and you deserve rights and recognition
Siz doğrusunuz ve diğer herkes gibi
haklarınızı ve tanınmayı hak ediyorsunuz.
10:40
just like everyone else.
10:44
Thank you.
Teşekkür ederim.
10:45
(Applause)
(Alkış)
About this site

This site was created for the purpose of learning English through video.

Each video can be played with simultaneous captions in English and your native language.

Double-click on the English captions will play the video from there.

If you have any comments or suggestions, please contact us using this contact form.